HIYARAPOL

HIYARAPOL

Kendi yazdığı oyunu sahneleyen bir sanatçı, seyircinin oyun hakkında bir ön bilgi edinmek için eline tutuşturulan bir kâğıt parçası üzerine ne yazabilir. Sözü o oyunla bitmiştir. Hıyarapol yaşadığımız bu karanlık çağda, acı çekenlerin buluşması için emek verilmiş bir uydurma hikâyedir. Oyunun, kaç kez yazıldığı, kaç kez bozulduğu, müziğinden kostümüne, teknik donanımından aksesuarlarına kaç kişinin nasıl bir emekle yoğurduğu seyirciyi ne kadar ilgilendirir? Çoğu tiyatronun iktidar yardımı ile ayakta durduğu bir düzende, tavizsiz söz söyleme adına bu nimetten yararlanmamakta direnmenin getirdiği yoğun emek seyirciyi ilgilendirmez. Sanatçı tüm eylemlerinden ve sonuçlarından kendisi sorumludur. Tiyatro, seyircisi ile buluştuğu noktada soluk alır. Seyirci iki saatlik süre içinde seyrettiği şeyi ortaya koyan beyinlerle kendisi arasında bir bağ kurar ve elbette bunu bir hoşlanma duygusu içinde yaşamak ister. Sanatçının da asıl hedefi budur. Tek istediği alkışlarla onurlandırılmaktır. Tüm maddi beklentilerin ötesinde kalan bu heyecan sanatçıyı sanatçı yapan tek şeydir. Çektiği acıyı onunla paylaşan ve onu anlayanlarla varoluşunu besler. Bu nedenle sanatçı bu alkışların değerini bilir.
Tiyatroda sanatın ve sanatçının sonu ancak seyircinin kendi alkışının değerini bilmediği zaman başlar.

Alpay EKLER

Oyunun Konusu:
Hıyarapol MÖ. 1500’lerde bir kent. Oyun bu kentin birkaç gününe tanıklık ediyor. Kralların tahta çıkışının yedinci yılında, halkı için verdiği kurban ile kentin bir türlü başından atamadığı lanetin kesiştiği noktada, bir esnafın küçük hikâyesi anlatılıyor. Öykü tümüyle bir parabel, bir masal, bir uydurma tarih. Ve bu uydurma tarihi bize MÖ 4.yy.da bir komedya korosu anlatıyor. Hıyarapol, tiyatroda düşünmenin, düşündürmenin giderek ayıp sayılmaya başlandığı, sanatın ve sanatçının tanımının değiştiği günümüzde, insanı kendisiyle yüzleşmeye çağıran, insan düşüncesiyle hayal gücünü kesiştirirken güldürmeyi hedefleyen bir Rockomedya.

OYUNCU LİSTESİ için tıklayınız....